Barok Dönem Müziğinden Klasik Dönem Müziğine

 Portekizce ‘’Çarpık İnci’’ anlamına gelen ve yaklaşık 150 yıllık bir süreyi kapsayan Barok dönem, soylu kesimin beğenilerini esas alır ve Barok müzik soyluların kültürel alanda egemenliğinin bir tezahürü olarak görünür. Amerika kıtasının keşfi ve sömürgeciliğin başlayışı soyluların gücünü arttırmıştır. Bu durumun müzikteki yansıması gösteriş ve görkeme düşkünlük, abartılı bir biçimcilik ve süslemeler olmuştur. Öte yanda felsefi ve bilimsel keşiflerin dayattığı hiçlik duygusu da Barok dönemi karakterize etmekte ve Barok müziğin gerilimli yapısına kaynaklık etmektedir. Barok müziğin gösteriş ve görkemi temel alan yapısı- Nietzsche’nin diliyle konuşacak olursak Apolloncu yanı- bir bakıma soyluların hiçlik duygusuyla mücadele etme biçimidir. Matematiğin gelişiminin Barok müziğe esaslı katkılarından birinin de notasyonun, armoninin vb. dikkate değer bir biçimde gelişmesi olduğunu söyleyebiliriz elbette. Nitekim klavyeli çalgılara matematiksel bir düzen kazandıran, Barok dönem ile Klasik dönem arasında bir yerde konumlanan Bach olmuştur. Özünde saray müziği olan Barok, 17. Yüzyılın sonlarında sokağa çıkmaya başlamıştır. Ancak müziğin henüz demokratlaştığı söylenemez.

Barok dönemle birlikte doğayı taklit etmeyi bırakıp aynı zamanda doğa gibi üreten ve yaratan rolünü üstlenen insan, görkem ve ihtişamını her alanda duyurmaya başlar. İlk bakışta tarihsel açıdan tutarsız görünen bu durum-insan egosuna indirilmiş üç büyük darbeden ilki yani Kopernik’in dünyanın, evreninin merkezi olmadığını göstermesi gerçekleşmiştir ne de olsa- insanın egosuna yine kendi aklıyla darbe indirdiği düşünülecek olursa artık tutarsız görülmeyecektir. Nitekim bilim ve felsefenin Ortaçağ skolastisizminin dogmatik zihniyetinden ayrışmaya başladığını gördüğümüz yıllardır bunlar.

İlk yıllarında sürekli bas vurgusuyla karakterize olmuş barok müzik aristokrasinin ve kilisenin hizmetinde görünmektedir. Yukarıda sözünü ettiğimiz ayrışmayla doğrudan ilişkili olarak müzikte dini müziğin hemen hemen hiçbir değişiklik geçirmeden icra edilmesine karşılık din dışı müzikte en büyük yeniliklerin ortaya çıkması söz konusu olmuştur. Başka bir deyişle din dışı müziğin gelişimi, tam da soylu sınıfın kilise ile olan güç mücadelesiyle ilişkilenmektedir. Bu gelişime verilebilecek örnekler oratoryo, kantat, operanın ortaya çıkışı , solo konçerto formu , yeni din dışı çalgı ve çalgı müziklerinin geliştirilmesidir.

Modern çağda kendine yeni ufuklar yaratmış olan bilim ve felsefenin gitgide güç kazanmasıyla ve doğa karşısında elde edilen bu gücün kültür dünyasında da elde edilmek istenmesiyle Aydınlanma düşüncesi karakterize olmaya başlar. Kant’ın ‘’Kendi aklını kullanmaya cesaret et!’’ parolasıyla ifade ettiği Aydınlanma düşüncesi en temelde aklın otorite olarak kabul edilmesini, ilerleme fikrini esas almakta ve bireye, bireysel haklara vurguda bulunmaktadır. Bu fikirlerin en büyük toplumsal tezahürü Fransız Devrimi olmuştur.

Müzik açısından baktığımızdaysa yukarıda sözü edilen toplumsal, zihinsel değişim ve dönüşümler Barok dönem müziğinden Klasik dönem müziğine geçişi imlemektedir. Başka bir deyişle tarihte soylu sınıfın burjuva sınıfı karşısında gitgide gerilediği görülmüş bu durum da saray yani soylu müziği olarak kabul edilebilecek olan Barok dönem müziğinde esaslı değişiklikleri beraberinde getirmiştir. Örneğin özellikle ilk Barok dönem operalarında müziğin söze eşlik etmesi söz konusuyken-ki Claudio Monteverdi açıkça bunu dile getirmektedir- Klasik dönem müziğine geçişle birlikte melodinin ve dinleyici üzerinde anlık tesirler yaratan yapıtların ön plana çıkması ve buna bağlı olarak da senfoni ve sonat formunun gelişmesi söz konusu olmuştur. Nitekim kronolojik olarak Viyana Klasikleri olarak anılan üç bestecinin- Haydn, Mozart, Beethoven- yaşamlarına bakıldığında soylu sınıfın burjuva sınıfı karşısında gerilediği ve onların senfoni, sonat formlarına olan katkıları açıkça görülecektir. (Söz gelimi Beethoven’ın yaşadığı dönemde halka açık konserler yaygınlık kazanmış ve soylu ailelerin sanat üzerindeki hâkimiyeti büyük ölçüde etkisini yitirmiştir. Yine de bu hâkimiyetin dolaylı yoldan sürdüğünü söylememiz gerekir; çünkü soyluların sunduğu maddi imkân besteciler için hala çok değerliydi.)

Klasik müzik dönemiyle Barok müzik dönemi arasındaki en büyük farklılığın dinleyici kitlesindeki değişiklikten kaynaklandığını düşünüyorum. Müziğin ağırlıklı olarak saraylarda ve soylular arasında dolaştığı Barok dönemde müzik yapıtları soylular tarafından ısmarlanmaktadır. Bunun anlamı müzik yapıtının tek sefer icra edilecek olması, belirlenmiş bir hedef kitleye hitap edecek olmasıdır. Klasik dönemde ise müzik orta sınıftan oluşan konser toplumuna hitap etmek zorundadır ve bu durum bestecinin işini güçleştirmektedir. Çünkü konser müziği birkaç kez tekrarlanmak zorunda ve beğeni elde etmek için sunuş biçiminde değişiklikler yapmak gerekmektedir. Kanaatimce Klasik dönem müziğinin ani iniş çıkışlara, çeşitli gerilimlere sahip yapısı bu değişiklik gerekliliğinin bir tezahürüdür.

Beethoven’a geldiğimizde Fransız Devrimi’nin dönem üzerinde tüm ağırlığını hissettirdiğini dolayısıyla müzikte de ciddi değişim dönüşümlerin söz konusu olduğunu söylememiz gerekir. Modern ulusların temel düsturu haline gelen özgürlük, kardeşlik, eşitlik sloganı müziğin de demokratikleşme sürecini hızlandırmıştır. Almanya’da devrimci havayı soluyarak büyüyen Beethoven’ın eserlerinde-özellikle 9. Senfoni’de- kutsal olanı yakalar gibi oluruz. Bu kutsallık yukarıdan gelen bir kutsallık olmak şöyle dursun bizzat doğanın dolayısıyla insanın kutsallığıdır. (Schiller’in ‘’Neşeye Övgü’’sünün 9.Senfoni’de kullanılması bir kez daha çağın özgürlük, kardeşlik, eşitlik vurgusunu gösterir.) Beethoven, müziğin ulaşmaya çalıştığı şeyin güzel değil ulvi olduğunu göstermiştir bize. Nitekim tam da bundan dolayı yıllar sonra Wagner, kendini Beethoven’ın tek oğlu olarak niteleyecektir.


Yorumlar