Kayıtlar

Barok Dönem Müziğinden Klasik Dönem Müziğine

  Portekizce ‘’Çarpık İnci’’ anlamına gelen ve yaklaşık 150 yıllık bir süreyi kapsayan Barok dönem, soylu kesimin beğenilerini esas alır ve Barok müzik soyluların kültürel alanda egemenliğinin bir tezahürü olarak görünür. Amerika kıtasının keşfi ve sömürgeciliğin başlayışı soyluların gücünü arttırmıştır. Bu durumun müzikteki yansıması gösteriş ve görkeme düşkünlük, abartılı bir biçimcilik ve süslemeler olmuştur. Öte yanda felsefi ve bilimsel keşiflerin dayattığı hiçlik duygusu da Barok dönemi karakterize etmekte ve Barok müziğin gerilimli yapısına kaynaklık etmektedir. Barok müziğin gösteriş ve görkemi temel alan yapısı- Nietzsche’nin diliyle konuşacak olursak Apolloncu yanı- bir bakıma soyluların hiçlik duygusuyla mücadele etme biçimidir. Matematiğin gelişiminin Barok müziğe esaslı katkılarından birinin de notasyonun, armoninin vb. dikkate değer bir biçimde gelişmesi olduğunu söyleyebiliriz elbette. Nitekim klavyeli çalgılara matematiksel bir düzen kazandıran, Barok dönem ile Klas...

Sanat Felsefesine Dair: Aristoteles ile Platon'un Sanat Felsefesinin Karşılaştırılması ve Plotinos'un Sanat Felsefesi

 Aristoteles ile Platon'un Sanat Felsefesinin Karşılaştırılması Aristoteles de Platon da sanatı ‘’mimesis’’ kavramı ile ilişkilendirmiş ve sanata ilişkin görüşlerini bu kavram üzerinden şekillendirmiştir. Dolayısıyla Aristoteles ile Platon’un sanat felsefesine ilişkin görüşlerindeki benzerlik ve farklılıklar-ki ilk benzerlik budur- onların mimesis kavramına olan bakışları ve kendi felsefi sistemleri çerçevesinde ortaya konulabilir. Antik Yunan düşüncesinin temel karakteristiğini ortaya koyan ‘’düzen, uyum, oran, orantı, harmoni’’ gibi kavramlar Antik Yunan düşünürlerinin dünyaya, doğaya, yaşama ve tabii ki sanata olan bakışlarında belirleyici ve şekillendirici olmuştur. Bu anlamda Aristoteles ve Platon da bu düşünceden bir şekilde etkilenmiş ve iyi bir sanatın neyi gerektirdiği sorusu sorulduğunda bu kavramlara başvurmuşlardır. Güzelin, güzelliğin tek tek şeylerde ya da parçalarda değil de bütünde ortaya çıkabileceği savı her iki düşünür tarafından da kabul edilmiştir. Bu savı, san...

Adorno-Sanat ve Kültür Ensüstrisi Kuramı

  GİRİŞ ‘’Yarı insan, yarı canavar olan Cacus hayatını mağarada sürdürür, sadece geceleri o da öküz çalmak için dışarı çıkardı. Öküzleri çaldığını kimse anlamasın diye de onları başlarından itip geriye doğru sürükleyerek mağarasına götürürdü ki herkes öküzlerin ayak izlerine bakıp onların aslında mağaradan dışarıya doğru kaçtıklarını sansın. Köylüler her sabah kalkıp da öküzlerini yerlerinde bulamadıklarında Cacus’u suçlamaz, ayak izlerinin gittiği yöne bakarak öküzlerin Cacus’un mağarasından çıkıp kırda kaybolduklarını sanırlardı.’’ Söz konusu alıntı ironik bir biçimde Marx’ın diyalektik yöntemine, ideoloji kavrayışına, içkin eleştiri düşüncesine ilişkin en açık anlatımlardan biridir. Marksist kuramı eleştirel bir tavırla sahiplenen Frankfurt okulu ekolü de bu kavramları ve yöntemi kısmen benimsemiş Marx’ın kapitalizme yönelik ‘’içkin’’ eleştirilerini geliştirmiş, genişletmiştir. Ancak bu metinde tüm bu eleştiriler serimlenemeyeceğinden yalnızca Adorno’nun verdiği eleştirilerin...

Kültürün Olumlayıcı Karakteri ve Arabesk

  Frankfurt Okulu’nun önemli isimlerinden biri olan Marcuse, ‘’Kültürün Olumlayıcı Karakteri’’ adlı makalesinde Marksist-Hegelyan kavramlar aracılığıyla kültürün tarihsel süreç içerisindeki değişimini ve dönüşümünü çözümlemeye çalışmaktadır. Buna göre bu çözümlemenin esas amacı burjuvazinin kültürü nasıl ideolojikleştirdiği ve totaliter rejimlerin ortaya çıkışıyla birlikte kültürün nasıl bir değişim, dönüşüm geçirdiğini göstermektir. Marcuse, makalesinde iki kültür tanımından söz etmektedir. Bu kültür tanımlarından ilki ‘’Toplumsal yaşamın bütünlüğünü’’ yani uygarlık (maddi yeniden üretim alanları) ile kültürün (fikirsel yeniden üretim alanları) iç içe geçmişliğini ve bunların birbirinden bağımsız olamayacağını vurgular. İkinci kültür tanımı ise ‘’zihinsel dünyayı, toplumsal bağlamından kopartan, kültürü kolektif bir(yanlış) isim haline getiren ve ona (yanlış) bir evrensellik atfeden’’ bir karaktere sahiptir. Böylece ‘’bu kavramın kullanılması yoluyla kültür, uygarlıktan ayırt e...